Gri Gülün Yalnızlığı

Gri Gülün Yalnızlığı

Günler önce açtı yapraklarını gökyüzüne doğru gri gül, tıpkı bir bebeğin gözünü açması kadar masumdu bakışları ve salınışı. Önce o gri renkli taç yapraklarını okşadı, sonra gözleri sivri dikenlerine kaydı. Oldukça sivri ve can yakıcıydılar. Onları görünce kendine karşı bir güveni oluştu. 'Bir düşman geldiği zaman dikenlerimi gösterebilirim' diye düşündü sessizce. Etrafında bakındı, her kafasını çevirişinde taç yaprakları meltemle birlikte bir ahenkle sallanıyordu. Sağına, soluna, önüne ve arkasına bakındı ama kimse yoktu. İlerde kırmızı gülleri gördü ama nedense kendisini kötü hissetti. Onlardan farklıydı. O yüzden kendisine bakıp gülüyorlardı. Gülme sesleri ve alay dolu cümleleri gri güle acıyla duyuluyordu.

"Şu güle bakın ne kadar tuhaf."

"İlk defa böyle bir gül görüyorum."

"Bence hasta, ona asla yaklaşmayalım. Bize de bulaşır."

"Doğru söylüyorsun uzak duralım."

Gri gül bu söylenenler karşısında öyle hüzünlenmiş, öyle hüzünlenmiş ki ağlamaktan dibinde sular birikmiş. Yaprakları büzüşmüş ve taç yaprakları bu acıyla solmaya başlamış. 

"Kendi kendine, "Ben neden böyleyim? Hiç arkadaşım yok, beni seven hiç kimse yok," diye sızlanıyormuş. 

Onun bu hüzünlü sesine bir serçe gelmiş. Ona yan yan bakmaya başlamış. Bu zamana kadar gördüğü güllerden çok farklıymış bu gül. Serçe bu zamana kadar en farklı ve en güzel gülü gördüğü için çok mutlu olmuş.

"Neden ağlıyorsun güzel gül?"

"Yalnızım, hastayım ve mutsuzum."

Serçe çok şaşırmış. Bu kadar güzel bir gülün neden yalnız olduğuna anlam verememiş. Üstelik mutsuzum demişti gül, ona da epey şaşırmıştı. 

"Bu kadar güzel bir gül neden mutsuz olabilir?"

Gül bu soru karşısında afallamış. Ağlamasını dindirip serçeye dikkatlice bakmış. İlk defa birisi kendisine güzel demişti. Bu kelime gülün içinde bir kıpırtıya sebep olmuştu.

"Bak ileride kırmızı güller var. Onlar benim hasta olduğumu söylediler. Bu yüzden asla benimle arkadaşlık yapmayacaklarını da söylediler. Günlerdir bu yüzden ağlarım ama sen benim güzel olduğumu söyledin. İlk defa kendimi bu kadar mutlu hissettim, teşekkür ederim serçe," diye konuştu masumca gül. 

Serçe onlara baktı, baktı. Hiçbir şey demeden o güllerin yanına gitti. Gül, serçenin bu ani gidişinden dolayı hayal kırıklığına uğramıştı. Serçenin kırmızı gülleri görünce fikrinin değiştiğini düşünmüştü.

Serçe, kırmızı güllerin olduğu yere yavaşça konmuş ve hepsini incelemeye başlamış. Kendisini de hiçbir gül fark etmemiş, koyu bir sohbetin içindeymişler. 

"Yapraklarımın daha parlak olması için ne yapabilirim?"

"Daha gölge olan bir yere mi geçsek, güneş yanıkları taç yapraklarımda çoğalmaya başladı," diye konuşuyorlarmış. 

İçlerinden birisi bizim küçük serçeyi fark etmiş. Taç yapraklarını sallayarak, "Merhaba, neden buradasın küçük serçe?" diye sormuş. 

"Merhaba, bu zamana kadar görmediğim güzellikte bir gül gördüm. Ondan daha güzeli var mı diye bakınmaya geldim," demiş serçe. 

Kırmızı güller çok şaşırmış. Hepsi en güzel olmak istiyormuş. 

"Fikrin değişti mi peki?" diye sormuş içlerinden en dolgun taç yapraklara sahip olan gül. 

"Değişmiştir tabi, şu güzel al al taç yapraklarımıza baksana."

Serçe kendinden eminmiş, fikri değişmemişti. 

"Hayır değişmedi, o gördüğüm gül en farklı ve en narin gül," demiş serçe. 

Kırmızı güller o kadar şaşırmışlar ki serçeye içlerinden çok kızmışlar. Ama yine de o serçenin kalbine giren gülü çok merak etmişler. İçlerinden en uzun olanı, "Söyle bakalım serçe, hepimizi güzelliğinin gölgesinde bırakan o gül nerede?" diye sormuş.

Serçe uzakta kendisine masum masum bakan ve hüzünle boynunu büken o güle bakmış. Öyle bir bakmış ki tüm güller birden başını ona çevirmişler. Sonra hepsi birden gülmeye ve bazıları, "O mu? O hasta gül mü güzel yani?" demiş. 

"O gül hepinizden farklı, hepinizden daha güzel. Taç yaprakları değil onun güzelliğini ortaya çıkaran, kalbinde sakladığı derin hüznü ve köklerine ulaşan gözyaşı. Hiçbiriniz o değilsiniz, hiçbiriniz gri gül kadar yalnız olmadınız çünkü."

Serçenin cümlesinden sonra kırmızı güller o gri gülü hem kıskanmışlar hem de onu yalnız bıraktıkları için kendilerinden utanmışlardı. Serçe onların o pişmanlığını fark etti. 

"Utanmayın, onu güzelleştiren yalnızlığı oldu," demiş serçe ve hızlıca oradan ayrılmış. Tekrar gri gülün yanına gelmiş. Onun o gözlerindeki hayal kırıklığını görmüş. 

"Güzel gül, üzülme ben artık seni yalnız bırakmam. Onların yanına gittim ve senin en farklı ve en güzel gül olduğu söyledim."

Gül gözlerini kocaman açmış ve boynunu da kaldırmıştı. "Gerçekten mi? Beni hala güzel buluyor musun?"

"Ben seni her zaman güzel bulurum."

Gri gül serçenin sözlerinden sonra o kadar mutlu olmuş ki artık her günü etrafına gülücükler saçarak geçirmiş. Serçe ve gri gül asla ayrı kalmıyorlarmış. Hatta birbirlerine söz vermişler 'asla ayrılmayacağız' diye. Ama sözler bu dünyada hep basit kalıyormuş. 

Aylar geçmiş ve çetin kış kendini göstermiş. Gri gül dayanabildiği kadar dayanmış ama kış onu da alıp üstüne beyaz örtüsünü çekmiş. Serçe, gri gülün öldüğü yerde gözyaşlarına boğulmuş. Günlerce ağlamış orada. Boynunu büküp düşünüyormuş sürekli. 

"Sen tanıdığım en güzel güldün. Seni bekleyeceğim sevgili gülüm. Seni her daim bekleyeceğim."

Serçe o kışı üzüntüsünden dolayı atlatamamış ve gri gülün olduğu yerde ölmüş. Birbirini deli gibi seven âşıklar aynı yerde birbirlerine işte böyle kavuşmuş. Bazı kavuşmalar sırasını beklermiş neticede.

Yorumlar